28 Şubat 2011 Pazartesi

Mutsuz değilim.

Mutsuz değilim sadece;
yakmadan mısır patlatamıyorum. Annemin sevdiği gibi giyinemiyorum. Matematik anlamıyorum,çarpım tablosunu bilmiyorum. 
Hiç yetenekli değilim.
Herkes çok asabi olduğumu söyler,ama ben onları dinlemiyorum. Hatta aksine ota boka gülüyorum. 
Okulda 9 saat hiç mola vermeden ders dinliyorum. Yaşıtlarımın muhabbetlerini sevmiyorum. Bilgisayar başında çişim gelince hayata küsüyorum. Kim kalkıcak diye dertleniyorum, sonra ağlıyorum.
Hiç tanımadığım bir insana isminden dolayı ilgi duyarken, başka birinden de nefret edebiliyorum.
Gözümün önünde duran eşyaları kaybetme,daha sonra onları kaybettim diye ortalığı ayağa kaldırma özelliğine sahibim. Arkadaşlarım sevgilisinden ayrıldığı zaman onları teselli etmekten hoşlanmıyorum. Çünkü bana hiç aşık olmamışım gibi davranıyorlar.
Tam önemli bi mesaj gönderirken sms'im biter ve ben telefonumu kırarım.
 Aslında sadece;
zamanında ona doya doya sarılmadığım için,sevdiği yemekleri sevmediğim için,onunla aynı müzikleri dinlemediğim için pişmanım..
Onu özlememeye ve rüyamda görmemeye çare bulamıyorum.
Hepsi bu. 

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sonra?

3 hafta kadar önce,ablam CYK ile dışarı çıkacaktık. Ama onun işi dolayısıyla vaktimizin yarısını ofiste getirmek zorunda kaldık.. Sonrasında vaktimiz kalmadığı için hemen pizza alıp eve geçecektik. Şayet öyle de oldu.
Biz pizza almak için girdik,sipariş verdik. Kadın 10 dakika oturup beklememizi söyledi. Biz de kenarda bir masaya geçip oturduk.
Tam yanımız da bir kadın küçük kızına yemek yediriyordu. Kız böyle bıcır bıcır,tam ısırmalık bir şey. Annesi zorla pizza yedirmeye çalışıyor. Ara sıra bizim masaya bakıp kikirdiyor. Her neyse..
Ben devamını anlatırken siz de Ferhat Göçer-Yastayım'ı dinleyin.
Kadın kızına pizza yedirirken bir adam geldi,yıllarca karşılaşmamışlar belli. Normal "aa" tepkisi falan verildi. Sonra adam ve kadın birbirine sarıldı. Şu an anlatmakta güçlük çektiğim bir surat ifadesi vardı adamın. 
Daha sonra konuşmaya başladılar.
Adam: "Bu ufaklık senin olmalı"  
Kadın:"evet benim ama biraz yabanidir" (adam kızı sevmeye çalıştı,ama kız kendini geri çekti)
Adam:"çok tatlı"
Kadın:"senin var mı çocuk?"
Adam:"benim 4 aylık daha.." (adamın sesi titriyordu ama)
Kadın:"anladım" (yalancı gülümseme)
Daha sonra birbirlerine tekrar sarıldılar ve adamın o anlatılmayacak surat ifadesi. Acı çeken biri gibi.. Birbirlerine sarılırken birden kendini geri çekip gitti adam ve giderken gözden kaybolana kadar ikisine baktı.

Tabi ben bunları pür dikkat izliyorum. Ablam da telefonla uğraştığından hiç umrunda değil.
Onları izlerken etraf karardı böyle. Sadece kadın,adam ve çocuğu görüyordum. Garson cart curt umrumda değil. Fonda Ferhat Göçer. Yaşlandım artık bıraktığın gibi değilim
Üstelik bir kızım var evliyim
 sözleri yankılanıyor kulağımda. Kendimi o kadar kaptırmışım ki,duymuyoru etrafı. Adamın pizzanız hazır demesiyle kendime geldim.
Ben kendime dert yaratmayı seviyorum ya hani,hemen başladı hayalim.

Eski sevgilim kimle evlenirse evlensin, kızı olursa benim adımı koyacağını söylerdi hep. Bu geldi aklıma,başladım hayale..
Lütfen Ferhat çalmaya başlasıın..
Güneşli günlerden bir gün yeğenimin elinden tutup onu parka götürüyorum. Birlikte oyunlar oynuyor,pamuk şeker yiyoruz..
Yeğenimle tam oyunun en güzel yerinde birisi adımla sesleniyor bana. Sonra dönüyorum ki,bana değil. Adamın biri kızına sesleniyor. Oha, bir de ne göreyim eski sevgilim kendi kızına sesleniyor. Şok oluyorum ben anında.
Sonra gözgöze geliyoruz.. (müziğin sesi yükselsin) O bakışlarını kaçırmaya çalışıyor ama çok geç.
Sonra yanıma geliyor ve konuşmaya başlıyoruz. O bana hayatından bahsediyor ben de ona..
Sonra iki yabancı gibi ayrılıyoruz oradan.
Hayalim bununla sınırlı. Çünkü fazlasını kuramadan eve gelip,annemin çemkirmesini dinledim. 

14 Şubat 2011 Pazartesi

Tanımadığım Sevgili.


Gördüğüm rüyanın şiddetiyle acıyorum gözlerimi. Sabah olmuş galiba.. Bakıyorum etrafa aynı masa-sandalye.
Masanın üzerindeki kitap dikkatimi çekiyor bir an. O kitap hakkındaki bitmek bilmeyen muhabbeti hatırlıyorum. Kitabın içindeki not dikkatimi çekiyor. Sanki daha önce hiç dikkat etmemişim gibi..
"Okuduğun her harfte beni hatırla. Anlamını bilmediğin kelimelerin altını çizmeyi unutma küçükhanım. Sevgililerin en güzeline.." daha önce hiç anlam yüklememiş olmalıyım.Kafamı çevirip duvardaki saate bakıyorum. Orda da senden birşeyler kalmış. En güzel saatlerim seninle geçmiş. En güzel şarkıyı senin sesinle dinlemişim..
Gözlerim duvarda,yüzümde kırık bi tebessüm. Duvardaki silüet dikkatimi çekiyor birden..
"Kim var orda?" diyorum ses vermiyor.
"Hey! Kim var orda!" diyorum..
"Kalbine izinsiz girdiğim gibi evinede izinsiz girdim kızmicaksın değil mi?" diyor bi ses.
Kim olduğu hakkındaki düşüncelerim gidiyor birden. Rüyada olmalıyım hala.. Evet,o sensin! Hiç yüzünü görmediğim,adını dahi bilmediğim ama tanıdığım sevgili! Kayboluyor birden..
"Hayır,dur nereye!" dememe aldırmadan kayboluyor.
Gölgen dahi olmasın hayatımda derken bu değildi istediğim.. Sinirliyken söylediklerimi ciddiye almaman gerektiğini kaç kez söylemiştim ki sana. Sana aldığım çakmak çantamda kalmış. "Sen yakıyorsun beni,her nefeste içime çektiğim sensin. Aslında eroin gibi birşeysin sen. Gözlerine,sözlerine bağlılık." diyordun her kullanışında..
Beraber salata yapardık hep. Sen her seferinde "Sakın mısır koyma sevgilim" derdin. Ama koyardım ben,ters düşerdik bu konuda. Yemezdin.. Dayanamayıp tekrar salata yapmaya gider ve her seferinde parmağımı keserdim. Özenle yaramı temizleyip dudaklarınla yarabandı olurdun.. Ama en büyük yarayı açıp pansuman bile yapmadan giden yine sensin. Dudakların tekrar yarabandı olur mu yaralarıma? Olmaz biliyorum..
İlaçlarımı tabletlerinden dikkatle çıkarıp,bazen burnumu tıkayıp zorla içirirdn onları. Türkiye'yi kurtarmıyorsun ne bu dikkat dediğimde " Sen benim kalbimde farklı bir cumhuriyetsin,cumhuriyetimi koruyorum" deyip,şımartırdın beni..
İlaçlarımı içmiyorum artık,ellerim daha fazla titriyor. Ellerim,ellerini özlüyor.. Nefes alıp verişlerim anlamını yitirdi bugünlerde. Çünkü onlar bile yarım artık.. Son Aşk'sın.. Bitmek bilmeyen,tükenmeyen,ama kalbimin içine eden.. Hayatıma girip beni mahfettiğin için teşekkürler ey sevgili!

5 Şubat 2011 Cumartesi

Değişken ruh hali.

2 yıldır bir kez olsun yüzünü görmediğim ve yüzümü görmeyen insan. Cevabını bilmediğim milyonlarca soru.
Bu durumun zorluğundan bahsedemiyorum kimseye ki bahsetsem ne değişecek? insanlar artık dinlemekten sıkılmış durumdalar. Başladığı anda heves gibi görüşen bir şey 2 yıldır hala heves gibi geliyor herkese. Yaşadığım durumun zor olduğunun farkında değil hiç kimse. Yada farkındalar ama bana çaktırmak istemiyorlar. Çevremdeki insanları geçtim, yaşadığımız durumun zorluğunun o bile farkında değil. Aslında o hiçbir şeyin farkında değil.
Tencere-kapak olmayı çok isterdim ama aksine zıt kutuplardayız. Belki de bu yüzden çekiyoruz birbirimize.
Farklı şehirlerde yürütülmeye çalışan ilişki veya benzeri bir şey bilmiyorum. Henüz ne olduğuna anlam veremiyorum.
Onun hayatı dalgaya alışı benim ise onun aksine herşeyi çok ciddiye alışım.
Sevdiğiniz adamın karşınıza çıkma ihtimali olduğu için seversiniz bir şehri. Köşeyi döndüğünüz zaman belki onu görürüm heyecanıyla kalbiniz çarpar belki. Geçtiğiniz sokakları bir bir aklınızda tutarsınız. Her geçtiğiniz de burada şunu yapmıştık diye geçirirsiniz içinizden. Bilmiyorum, böyle bir şey olmalı. Yaşamadığım için bilmiyorum.
Ben sadece gecenin bi vakti sokağa çıkıp avazım çıktığı kadar bağırıp ona sesimi duyuramamak ne kadar boktan bir şey onu biliyorum.
Elimi uzatıp ona dokunamayacağım kadar uzak olduğunu biliyorum.
Her an her dakika beynini kemiren o kıskançlık duygusunu biliyorum.
Bu yüzden bi çoğunuzun dilinden anlamıyorum.
Gecenin bir vakti bunu neden yazma gereği duyduğumu da bilmiyorum.
Aslında buraya çok neşeli bir giriş yapıp bilgisayarı öylece bırakıp gitmiştim. Geldiğimde aynı neşeyi bulamadım kendimde. Değişken ruh hali işte..